Birikim Özgür’den ‘zehir’ ‘ilaca’ dönüşecek çıkışı

Haber Kıbrıs yazarı akademisyen ve siyasetçi Birikim Özgür, Kıbrıs Haber Ajansı’nın (KHA) sorularını yanıtladı.

Kıbrıs Rum Haber Ajansı’nda yayınlanan röportaj şöyle:
1. Türkiye ile ne zamandan beri ekonomik ve mali işbirliği protokolleri imzalanıyor ve neden ihtiyaç duyuldu?

Türkiye ile resmi düzeyde ilk protokol 1975 yılında imzalandı. İlk kez 2001 yılında imzalanan protokolün ekinde bir ekonomik programa yer verilmişti. Bu programların içeriği dönemsel olarak değişse de genel amacı ekonomiyi iyileştirerek uzun vadede mali yardım ihtiyacının ortadan kalkmasını sağlamaktır. Bu sayede Kıbrıslı Türklerin kendi ayakları üzerinde durabilen bir yapıya kavuşması ve iki taraf arasında Kıbrıslı Rumlarla Yunanistan arasındaki ilişkiye benzeyen, daha eşitlikçi bir ilişki biçimine geçilmesi hedefleniyor.

2. Bu protokollerin önemi nedir?
2001 yılına kadar sunulan mali yardımlar kamu ağırlıklı bir ekonomik rejim oluşmasına yol açtı. Neredeyse her aileden en az bir kişi kamu sektöründe istihdam edildi. Kuzeyde oluşan ekonomik kültür değişen dünya koşullarında sürdürülemez bir yapıya büründü. Her yıl iş hayatına katılan Kıbrıslı Türk genç nüfus 3500 kişi. Kamuya yapılacak istihdam sayısı yıllık 300-400 kişi ile sınırlı, 3000 gencimizi aşsız ve işsiz bırakamayız. Özel sektörde çalışabilecekleri alanlar yaratmalıyız. Şimdi mali disiplini sağlayıp ekonomik büyümeye odaklanmaya çalışıyoruz. Buna bağlı olarak güneyde Troyka ile uygulanan programlar kadar ağır olmayan, abartılı kemer sıkma politikaları içermeyen ama kamu harcamalarını disiplin altına almayı, bazı kamusal hizmetlerin özel sektörle işbirliği çerçevesinde geliştirilmesini ve mali yardımların kalkınma nitelikli alanlara kaydırılmasını hedefleyen bir yaklaşım söz konusu.
Bu yaklaşımın politika çerçevesi 2004 sonrasında Avrupa Birliği’nin kuzeye yaptığı yardımlar için belirlediği çerçeve ile bire bir uyumludur: Kıbrıslı Türklerin çözüme hazırlanması.
Nasıl ki Yapısal Reform Destek Birimi eliyle AB üye ülkelere destek sağlıyor, Türkiye de bu protokollerle Kıbrıslı Türklere aynı yaklaşım çerçevesinde teknik ve finansal destek sunuyor. Aslında Türkiye AB’nin kuzeye yönelik şu veya bu nedenle çok cılız kalan desteklerini tamamlayıcı bir rol üstlenmiş oluyor.

3. Bugüne kadar imzalanan protokoller arasında ne gibi benzerlikler ve farklılıklar vardır?
2018 yılına kadar Türkiye bu protokollerle kuzeydeki kamu bütçesine doğrudan destek sunmaktaydı. Bu durum rehavete ve yapısal reformların gecikmesine yol açıyordu. “Nasıl olsa Türkiye bütçe açıklarımızı kapatır” anlayışıyla kamu harcamalarını sürekli artıran bir siyaset anlayışı oluştu. İlk kez 2019 yılında imzalanan protokolde kamu bütçesine doğrudan destek sunulmadı. Bu durum eğer önümüzdeki yıllarda da devam ederse Kıbrıs Türk siyasetinin niteliği artacak. Mali yardımlar taşıma suyla değirmen döndürme anlayışını körükleyen bir zehir olmaktan çıkıp kuzeyin hızla çözüme hazırlanmasına hizmet eden bir ilaca dönüşecek.

4. Kıbrıs Türk toplumunda bu protokollere karşı ortaya çıkan tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Tepkilerin nedeni nedir?
Ekonomik programlara tepki gösteren kesimler aslında “Kıbrıs sorunu devam ettiği müddetçe Türkiye bize bakmak mecburiyetindedir” mantığıyla hareket ediyor ve reformları reddediyor; “Türkiye’ye avuç açmayalım, kendi ayaklarımız üzerinde duralım, Türkiye sadece altyapımıza ve ekonomik büyüme hamlelerimize destek olsun” diyenleri de “Türkiyeci olmakla” itham ediyor. Büyük oranda “bağımlılığa bağımlı” ve çelişkili bir siyaset yürütülüyor. Ancak bu ezberler kabak tadı verdi diye Türkiye ile imzalanan programların Kıbrıslı Türklerin siyasi iradesini ikame etmesini de savunamayız. Bilhassa kamu-özel işbirliği uygulamalarında Türkiye’den veya başka bir ülkeden gelecek büyük şirketlerin değil Kıbrıslı Türklerin seçeceği dürüst yöneticilerin son sözü söyleyeceği, kamu menfaatlerinin gözetileceği uygulamalarla olumlu sonuçlar elde edebiliriz.

5. Protokollerle Kıbrıslı Türkler Türkiye’ye daha çok bağlanıyor ve toplumun kimliği etkileniyor yorumları var. Sizce bu doğru mu? Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?
Kimliğimizin devamlılığı için ekonomik olarak güçlü olmamız birinci koşuldur. Ürettiğinden fazla tüketen toplumlar asimile olmaya mahkûmdur. Bu nedenle ekonomi alanındaki işbirliği doğru zeminde olması kaydıyla bizi zayıflatmaz bilakis güçlendirir. Ancak ekonomik programları aşan bir takım beklentiler de gündeme geliyor. Bu beklentiler özünde kültürel meselelerle alakalıdır. Geçtiğimiz ay Hristofyas’ın cenaze töreninde ilahiler okundu. Bu normaldi ama kuzeyde dini motifler gericilikle özdeşleştiriliyor. Türkiye bizi bu konuda anlamak zorundadır. Kıbrıslı Türklerin din kültürü Türkiye’deki din kültüründen çok farklı. Türkiye’nin Kıbrıslı Türkleri daha fazla Müslüman yapmaya çalışmak yerine Kıbrıslı Türklerin kendi özgün koşullarında kültürel değerlerini yaşamasını normal karşılamak zorunluluğu var. Kültürel konularda saygı en önemli değerdir. Ancak bu sayede Türkiye ile mali yardım ilişkimizden azami düzeyde yararlanabileceğimiz koşullar oluşabilir. Biz de gittikçe normalleşen ve zehir değil ilaç etkisi ön plana çıkan mali yardım ilişkisinden azami düzeyde yararlanmaya odaklanmalıyız. Kıbrıslı Türkleri yok eden kuzeydeki gelişime kapalı statükodur. 20’inci yüzyıl koşullarında oluşturulmuş bir ekonomik sistemle geleceğe yol alamayacağımız apaçık ortadadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir